İş Sürekliliği Yönetimi (İSY) çalışmaları genelde mutlaka 2 alanı kapsar: BT Felaket Kurtarma - yani kritik BT fonksiyonlarının sürekliliği - ve İş Sürekliliği - yani kritik iş fonksiyonlarının sürekliliği. Ancak birçok İSY çalışmasında atlanan ya da gerekli özen gösterilmeyen üçüncü bir alan daha vardır: Kriz Yönetimi
Kriz Yönetimi, birçok firmada aslında gerçekten çok hafife alınmaktadır. Özellikle Türk firmalarında, "işte nolcak, patronu çağırırız o ne derse onu yaparız, kriz yönetimimiz budur" tarzında çok fazla örneğe rastlayabilmekteyiz. Ancak Kriz Yönetimi, iletişim yöntemleri, eskalasyon mekanizmaları ve stratejik karar verme gibi daha birçok konuyu içinde barındırmaktadır.
İSY'nin diğer tüm alanları gibi Kriz Yönetimi de tatbikat ve testler ile düzenli olarak gerçeğe en yakın şekilde simule edilmelidir. Kriz Yönetimi'nin temeli kurum yönetiminin krizle nasıl başa çıkacağı ve hangi araçları kullanarak krize karşı hangi cevapları geliştireceğidir. Bu nedenle tüm bu süreçlerin düzenli olarak simule edilmesi, kurum yönetiminin kriz anındaki özgüvenini de arttıracaktır.
Belki başka bir yazıda Kriz Yönetimi'nin detaylarını ve nasıl simule edilebileceğini ele alırım, bakalım :)
21 Eylül 2011 Çarşamba
11 Temmuz 2011 Pazartesi
RTO ne zaman başlar?
Tekrar merhaba. Birkaç deneme yazısından sonra blog formatına yavaş yavaş ısındım diyebilirim, bundan sonra artık daha düzenli bir yazı serisi oluşturmayı ümit ediyorum.
BS25999 standardının resmi olmayan Türkçe çevirisi RTO'ya Toparlanma Süresi Hedefi diyor ve tanım olarak da "bir olaydan sonra ürün veya hizmetin sağlanmasına yeniden başlanması, ya da bir olaydan sonra bir etkinliğin yerine getirilmesine yeniden başlanması, ya da bir olaydan sonra bir BT sisteminin veya uygulamanın toparlanması" ifade ediyor.
Ancak yukarıdaki standart tanımı da ve genel sektördeki RTO tanımları daha çok RTO'nun ne zaman bittiğinden bahsediyor, ki onda da herkes hemfikir: ürün ya da hizmet geri geldiğinde. Bence RTO'nun ne zaman bittiği kadar ne zaman başladığı da bir o kadar önemlidir, çünkü kurumlar RTO değerlerini bu varsayımlar üzerinden oluşturur.
Sektörde RTO'nun ne zaman başlaması gerektiğine dair 2 farklı yaklaşım bulunmaktadır:
1. RTO felaket/kesinti/olay olduğunda başlar. Bu yaklaşımın önemli bir artısı herhangi bir soru işaretine yer bırakmadan herkesin üzerinde tam olarak anlaşabileceği bir anda RTO'yu başlatmasıdır; çünkü olay olduğunda kurumda ilgili herkes bilmektedir ki RTO başlamıştır. Ancak RTO'nun hemen olay sonrası başlaması önemli bir noktanın atlandığının da göstergesidir: ya felaketi ilan etmekten sorumlu yönetim birimleri felaketi ilan etmezlerse (declaration) ya da felaketin durumuna göre bazı hizmetlere ihtiyaç duymadıklarını ilan ederlerse.
2. RTO felaket ilanı (declaration) ile başlar: Bu yaklaşımın temel artısı ilgili karar mekanizmalarının felaket ilanını verdikten sonra RTO sayılmaya başlandığı için aslında hizmetleri geri getirecek olan operasyonel birimlerin en az felaket ilanı kararının verilmesine kadar geçen süre kadar ek bir süreye sahip olmaları.
Hangi RTO tanımının seçilmesi ile ilgili kararın doğru bir cevabı olmadığını düşünüyorum. Çünkü gördüğüm ve okuduğum tüm örneklerde kurumların kendileri için en doğru kararı vermeye çalıştığına şahit oldum. Kurumun karar mekanizmalarının özelliklerine göre RTO ne zaman başlayabilir kararı verilebilir. Hele hele kurumların kendilerini başka kurumlar ile karşılaştırıp, "o zaman biz de öyle yapmalıyız" tarzında aslında kurum kültürüne uygun olmayan çözümleri zorlamarı her zaman beklenen sonuçları vermiyor.
Yazının özeti; RTO siz ne zaman isterseniz o zaman başlar, yeter ki kurum için bu doğru bilinsin ve doğru uygulansın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)